PostHeaderIcon Mısır'da Kurulan Türk Devletleri

Makale İçeriği
Mısır'da Kurulan Türk Devletleri
Eyyubiler
Memlukler
Tüm Sayfalar

Mısır'da Kurulan Türk Devletleri:

MISIR’I YÖNETEN TÜRK DEVLETLERİ

TOLUNOĞULLARI (868-905)

İHŞİDİLER (AKŞİTLER) (935-969)

EYYÛBİLER (1174-1250)

MEMLÜKLER (1250-1517)

OSMANLILAR (1517-1881)

İslam Devleti topraklarına katıldıktan sonra eyalet hâline getirilen Mısır, merkezden gönderilen valiler tarafından yönetiliyordu. Ancak zamanla Abbasi halifelerinin otoritesi zayıflayınca eyaletlere tayin olan valiler merkezde kalarak, yerlerine naipler gönderdiler. Abbasi Devleti`ni parçalanma sürecine girdiği sırada Mısır`a vali olarak görevli olan Tolunoğlu Ahmet'in burada kendi devletini kurması ile birlikte 1000 yıl boyunca sürecek olan Türk egemenliği başlamış oldu.

 

TOLUNOĞULLARI (868-905)

Abbasiler Müslüman Türklere değer vermişler, Türkleri valilik, ordu komutanlığı gibi üst düzey devlet görevlerine getirmişlerdi. Abbasi halifesinin takdirini kazanmış Türk komutanlardan biri olan Tolunoğlu Ahmet üvey babasının yerine Mısır'a naip olarak gönderildi.

Tolunoğlu Ahmet babasının ölümü üzerine Bağdat'taki saltanat kavgalarında da yararlanarak bağımsızlığını ilan etti ve Tolunoğulları Devleti'ni kurdu (868). Bu devlet aynı zamanda Mısır'da kurulan ilk Türk devletidir. Devletin başkenti Fustatolup halkın çoğunluğu Arap, yöneticileri ise Türk'tü.

Tolunoğlu Ahmet; Suriye, Lübnan, Filistin ve Bingazi'yi fethederek ülkesini genişletti. Anadolu'yu elinde tutan Bizans ile iyi ilişkiler kurdu.

Ahmet ölünce (884) yerine, oğlu Humaraveyh geçti. Humaraveyh'in hükümdarlığını kabul etmeyen bazı devlet adamları ve komutanlar ayaklandılar. Humaraveyh bu ayaklanmaları bastırdı ancak bu olaylar sonucu kendisi de yıprandı. Daha sonra Tolunoğulları Devleti'nin başına geçmek isteyenler arasında taht kavgaları başladı. Bu kavgalardan yararlanan Abbasiler, Tolunoğulları Devleti'ne son vererek Mısır'ı tekrar ele geçirdiler.

TOLUNOĞULLARI DÖNEMİNDE MISIR

Tolunoğlu Ahmet, Mısır'ı sosyal ve ekonomik yönden kalkındırdı. Nil Nehri üzerinde bentler ve su kanalları yaparak tarımı geliştirdi. Halkın refah seviyesini yükseltti. Ülkesinde din ayrımı yapmadan herkese eşit davrandı. Tolunoğulları Döneminde Mısır, mimaride altın çağını yaşamıştır. Bu dönemde yapılan Ulu Cami ve Tolunoğlu Ahmet Cami Kahire'deki en önemli mimari eserlerdir. TolunoğluAhmet Cami'nin bitişiğinde hamam ve eczane de vardı. Tolunoğlu Ahmet, kurmuş olduğu “Maristan” adını verdiği hastane ve eczane için 60.000 dinar ayırmıştı. Hastaneye esir, asker, zengin veya fakir herkes alınır, hastalardan tedavi için herhangi bir ücret alınmazdı.

Yılmaz Boyunağa, Tebliğinden Günümüze Kadar İslam Tarihi, s.482'den özetlenmiştir.

İHŞİDİLER (Akşitler) (935-969)

Mısır'da kurulan ikinci Türk devletidir Kurucusu Abbasi Devleti tarafından Mısır'a vali olarak tayin edilen Muhammed'dir Muhammed'in babası Togaç, Ferganalı bir Türk'tü ve Abbasilerin Suriye valiliğini yapmıştı. Muhammed de çeşitli valiliklerde bulunduktan sonra 933'te Mısır valiliğine tayin edildi. Abbasi Halifesi Er-Razi Billah, Muhammed'e Akşit unvanını verdi. Muhammed Mısır'da bağımsızlığını ilan ederek başkenti Fustat olmak üzere İhşidiier Devleti'ni kurdu (935).

Mısır'da adaletli bir yönetim uygulayan Muhammed, Suriye, Filistin ve Lübnan'ı ele geçirdi.İslamiyetin kutsal şehirleri olan Mekke ve Medine'yi kendine bağladı.

Muhammed ölünce (946) yerine oğlu Unûçur geçti. Ancak çocuk yaşta olduğundan naipliğini Ha-beşli Kâfur üstlendi. Kâfur, yıkılışına kadar devletin en etkili yöneticisi oldu. Daha sonra kardeşler arasında çıkan taht kavgaları, karışıklıklara yol açtı. Bu karışıklıklardan usanan bazı devlet adamları, batı komşuları olan Fatımîlerden yardım istediler Mısır'da gözü olan Fatımîler, bu isteği kabul ederek Mısır'a girdiler ve İhşidiier Devleti'ne son verdiler(969).


 

EYYÛBİLER (1174-1250):

Eyyubî Devleti’nin Kuruluflu Filistin ve Mısır bölgesini elinde bulunduran Fa›mîler, bu bölgeleri Haçlılara karşı iyi koruyamamışllar ve I. Haçlı Seferi sonunda Haçlılar Kudüs’ü ele geçirerek Kudüs Krallığı’n›üı kurmuşlardı. Haçlılar ayrıca Mısır’a da saldırmaya kalkışlınca, Fatimî vezirlerinden Şaver, Musul Atabeyi Nurettin Mahmut Zengi’den yardım istemişti. Nurettin Mahmut Zengi’de etkinliğini artırmak ve Mısır’a hâkim olabilmek amacıyla komutanlarından Şirkûh’u bir ordu ile Mısır’a göndermişti.Şrkuh’un yardımıyla yeniden vezir olan Şaver, daha önce Nurettin Mahmut Zengi’ye verdiği sözü unutarak, bu sefer de Kudüs Krallığı ile ilişki kurup onlardan yardım istemişti. Şirkûh’un ordusunda bulunan yeğeni Selâhaddin ve arkadaflları, Şaver’i öldürerek yerineŞirkûh’u vezir yaptılar. Göreve gelişinden kısa bir süre sonra ölen Şirkûh’un yerine Selâhaddin, Fatimî veziri olmuştur (1171).

Musul Atabeyi Nurettin Mahmut Zengi, Selâhaddin’e haberciler göndererek Mısır’da okunan hutbenin Abbasi halifesi adına okunmasını istemiştl, Selâhaddin’de bu isteğe uyarak hutbeyi Abbasi halifesi adına okutmuştur. Şii olan Fatimî halkının büyük bir kısmı, zamanla kendi istekleri ile Sünniliği benimsemişlerdir. Selâhaddin Mısır’da gittikçe güçlenmeye ve bağımsız bir hükümdar gibi davranmaya bafllayınca, Musul Atabeyi Nurettin Mahmut Zengi ile arası açılmıştır.Nurettin Mahmut, Mısır’a sefer hazırlığı içinde iken ölmüştür (1174). Bunun üzerine serbest kalan Selâhaddin, Mısır’da bağımsızlığını ilan etmiştir. Merkezi Kahire olan bu devlete, Selâhaddin’nin babası Necmeddin Eyyûb’den dolayı Eyyubî Devleti denilmiştir.

Selâhaddin Eyyubî Dönemi Selâhaddin Eyyubî, daha bağımsızlığını ilan etmeden önce kardeşi Turan şah'ı Yemen'i fethetmesi için göndermişti. Turan şah' da 1176'da Yemen'i fethederek burada 1228 yılına kadar siyasi yaşamını sürdürecek olan Yemen Eyyubî kolunu kurmuştur. Selâhaddin Eyyubî hükümdar olur olmaz, önce Suriye'yi ele geçirmiş, daha sonra da Irak topraklarının büyük bir kısmını fethetmiştir. İsteği üzerine Abbasi halifesi onun saltanatını onaylayarak elindeki toprakların hâkimiyetini tanımıştır. Sınırlarını Fırat'a kadar genişleten Selâhaddin' in asıl amacı Kudüs'ü Haçlıların elinden kurtarmaktı. Kudüs, 1099'da I. Haçlı Seferi sonucunda Haçlılar tarafından ele geçirilmişti. Büyük bir ordu hazırlayan Selâhaddin Eyyubî, Filistin'e girerek Taberiye şehrini ülkesinin topraklarına kattı. Daha sonra Kudüs Kralı ile Hıttin'de yaptığı savaşı kazanan Selâhaddin, Kudüs'ü Haçlıların elinden kurtarmayı başardı (1187). Böylece Eyyubîler, Hıttin zaferiyle Kudüs ve Filistin'i ele geçirmiş oldular. Kudüs ve Filistin'nin fetihleri İslam dünyasında ve Batı'da Selâhaddin Eyyubî'ye büyük ün kazandırmıştır. Kudüs'ün Müslümanların eline geçmesi üzerine Papa, Avrupa devletlerine bir çağrıda bulunarak, kendi aralarındaki çatışmaları durdurup, Kudüs'ü kurtarmak için büyük bir Haçlı ordusu kurmalarını istemiştir. Tarihte III. Haçlı Seferi (1189-1192) olarak bilinen bu sefere; Alman İmparatoru Frederik Barbaros (Friedrich Barbarossa), Fransa Kralı Filip Ogüst (Philippe Auguste) ve İngiltere Kralı Arslan Yürekli Rişar (Richard) katılmışlardır. Alman İmparatoru Frederik, Tarsus yakınlarında ölünce ordusu dağılmıştır. İngiltere ve Fransa kralları Akka Kalesi'ni kuşattılar (1189). Uzun bir kuşatmadan sonra Akka Kalesi'ni almayı başaran Haçlılar, Kudüs'ü ise alamadan geri dönmek zorunda kalmışlardır. İngiltere Kralı Arslan Yürekli Rişar, Selâhaddin Eyyubî ile bir antlaşma yaparak Avrupa'ya geri dönmüştür.

Antlaşmaya göre, Hristiyan Avrupalılar, Kudüs'ü silahsız olarak ziyaret edebilme hakkını elde etmişlerdir. Selâhaddin Eyyûbî 1193 yılında öldü (Resim 4-2). Onun zamanı Eyyubî Devleti'nin ekonomik, kültürel ve sanat alanlarında ileri gittiği bir dönem olmuştur. Selâhaddin, bilginleri ve sanatçıları koruyarak ülkesinin kalkınmasına ve halkının mutlu olmasına gayret göstermiştir. Ayrıca onun döneminde Doğu Anadolu'nun bir kısmı, Güneydoğu Anadolu'nun tamamı, Kuzey Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin'in büyük bir bölümü, Ürdün, Hicaz, Yemen, Mısır ve Libya fethedilerek Eyyubî Devleti'nin sınırları içine alınmıştı. Selâhaddin Eyyubî, Avrupa edebiyatında Saladin adı ile tanınmış ve Orta Çağ İngiliz, Fransız ve İtalyan şiirlerine konu olmuş ayrıca şövalyeliğin ve adaletin timsali olarak da kabul edilmiştir. Selâhaddin Eyyubî, sağlığında ülkesini oğulları ve kardeşleri arasında paylaştırmıştı. Onun ölümüyle ülke topraklarında dört ayrı devlet kurulmuştur. Kardeşi Turanşah Yemen'de, diğer kardeşi Melik Âdil Ürdün ve Kuzey Mezopotamya'da, Selâhaddin'in oğullarından el-Aziz Mısır'da, el-Zahir de Halep'te (Suriye) kendi devletlerini kurmuşlardı.

Eyyubî Devleti'nin Yıkılışı Selâhaddin Eyyûbî'nin ölümü sonrasında, oğulları birbirleriyle geçinemeyerek iktidar savaşına girmişlerdir. Bundan yararlanan Selâhaddin'in kardeşi Melik Âdil, yeğenlerini etkisiz hale getirerek, tüm Eyyûbî topraklarına hâkim oldu. Ülkede birlik ve düzeni sağlayan Melik Âdil, Haçlılara karşı da başarılı mücadelelerde bulunmuştur. Melik Âdil de ülkeyi oğulları arasında paylaştırınca, küçüklü büyüklü birçok Eyyûbî devletleri ortaya çıkmıştır. V. Haçlı Seferi'nde Eyyûbî ordusundaki düzensizlik yüzünden Haçlılar, Dimyat'ı ele geçirdikleri sırada Melik Âdil öldü (1218).

Melik Âdil'in ölümünden sonra Eyyûbî Devleti birliğini koruyamadı. Mısır, Suriye ve Yemen'de Eyyûbî devletleri kuruldu. Bunların içinde en önemlileri Mısır'a hâkim olan Kamil ile Şam'a hâkim olan Eşrefin kurduğu devletlerdir. Bu devletlerin her biri kendi aralarında iktidar mücadelesi yaptığı için Eyyûbî hükümdarlarından hiç biri Eyyubî birliğini tekrar sağlayamamışlardır.

Alman İmparatoru II. Frederik yeni bir Haçlı ordusuyla (VI. Haçlı Seferi) Akka'ya gelmişti. Eyyûbîlerin içinde bulunduğu durumdan yararlanmak isteyen II. Frederik, Mısır Eyyubîlerinin başında bulunan Kamil ile bir antlaşma yaptı. Bu antlaşmaya göre Haçlılar, savaşmadan Kudüs'ü ele geçirdiler (1229). Ancak Eyyubî hizmetine giren Harzem Türklerinin de yardımıyla Eyyubîler Kudüs'ü geri almışlardır. Eyyubîlerin arasındaki iç karışıklıkları fırsat bilen Haçlılar, Kudüs'ü tekrar ele geçirebilmek için VII. Haçlı Seferini gerçekleştirdiler. Bu sırada Kamil ölmüş, yerine oğlu Salih geçmişti. Salih, Eyyubî birliğini sağlamak için Kıpçak Türklerinden bir Memlûk Ordusu kurdurdu. Fakat Salih, VII. Haçlı ordusunun başında bulunan Fransa Kralı Sen Louis'in (Saint-Louis) , Dimyat'ı almasını önleyememiştir.

Salih'in ölümü sonrasında yerine oğlu Turanşah geçti. Turanşah, Kahire üzerine yürüyen Sen Louis'i Mansure'de yenerek kralı esir aldı (1250). Kral Sen Louis'le anlaşma fırsatı yakalayan Turanşah, Dimyat'ı geri almayı başardı. Ayrıca Sen Louis, Turanşah'a yüksek miktarda kurtuluş fidyesi ödeyerek serbest kaldı. Turanşah'ın Haçlılarla antlaşma yapması ordu içinde huzursuzluk çıkmasını sağladı ve Kıpçak Türklerinin harekete geçmesine neden oldu. Sonunda Memlûk komutanı Aybek, Turanşah'ı öldürttü (1250). Bu olay Eyyubî Devleti'nin yıkılışı olarak kabul edildi.

Türk Memlûklarının komutanı olan Aybek, Turanşah'ın annesiyle evlenerek Eyyubî saltanatına son verdi ve Mısır'da Memlûk Devleti'ni kurdu (1250). Eyyubî Devleti'nin kolları olan Şam, Halep, Hama ve Meyyâfarıkin (Silvan) Eyyubîleri, Moğollar tarafından yıkılmıştır. Hısn-ı Keyfâ Eyyûbîleri ise 1524 yılında Osmanlılar tarafından, Humus, Baalbek ve Kerek Eyyûbîlerine de Memlûklar son vermişlerdir.

Selâhaddin Eyyubî, Fatımî Devleti'ne son vererek Müslümanlar arasındaki mezhep kavgalarını büyük ölçüde önlemiş, İslam dünyasındaki birlik ve beraberliği tekrar sağlamıştı. Kudüs'ü Haçlılardan geri alarak İslam dünyasına kazandırmıştır. Böylece Suriye ve Filistin üzerindeki Hristiyan üstünlüğüne son vermiştir. Eyyubîler kültürleri ile de Haçlıları etkilemişlerdir. Avrupalı şövalyeler, Eyyubî ordusunun kullandığı arma sistemini örnek alarak kendi armalarını oluşturmuşlardır.


 

MEMLÛKLER (1250-1517)

Memlûk Devleti; 1250 yılından 1517 yılına kadar Mısır ve Suriye'de egemenlik kurmuş bir devlettir. Bu devletin bir diğer ismi de Kölemenlerdir. Arapça bir kelime olan memlûk, mal edinilmiş, satın alınmış köle anlamında kullanılmıştır.

Memlûk Devleti'nin Kuruluşu:

Türkler, memlûk olarak Arap dünyasında, Abbasi halifesi Harun Reşid'in oğulları zamanından itibaren görülmeye başlamışlardır. Halife Memun, Samanoğulları Devleti'nden ödedikleri verginin bir kısmının yerine Türk esirleri göndermesini istemiştir. Kardeşi Mutasım ise satın alınan Türklerden güçlü bir ordu meydana getirerek, onlar için Türk ordugâh şehri olan Samarra'yı kurdurmuştur. Bu ordu Mısır'da çıkan isyanların bastırılmasında büyük rol oynamıştır. Asker olarak yetiştirilmek için köle olarak alınan bu Türk gençleri, askerî yetenekleri sayesinde devlet kademeleri ile orduda önemli görevlere getirilmişlerdir. Tolunoğlu Devleti'nin kurucusu olan Tolunoğlu Ahmet'te memlûk sisteminde yetişmiş bir asker idi.

Eyyubîler de Abbasiler gibi Türklerden yararlanmışlardır. Eyyubî Sultanı Salih, Kafkasya'daki Kıpçak Türklerini köle olarak satın almış ve bunları Nil Nehri üzerinde bulunan Ravza adasındaki kışlada eğitilmelerini sağlamıştı. Eyyubîler, bu şekilde yetişen Türk askerlerine memlûk (kölemen) adını vermişlerdir. Zamanla kişisel yeteneklerini göstererek azat da olabilen memlûk askerleri, görevlerinde yükselerek devlet hizmetinde önemli görevlere gelebiliyorlardı.

Eyyubîlerin son zamanlarında memlûk komutanları, büyük güç kazanmışlar ve devlet idaresi ile ordu da kontrolü tamamen ellerine geçirmişlerdi. İşte bu komutanlardan biri olan Aybek (Aybey), Eyyubî sultanı Turanşah'ın öldürülmesinden sonra, Türk memlûk askerlerinin de desteğini alarak Eyyubî Devleti'ne son vermiş ve Mısır'da Memlûk (Kölemen) Devleti'ni kurmuştur (1250).

Memlûk Devleti'nin siyasi tarihi iki bölümde incelenebilir: Birincisi 1250 kuruluş yılından 1382 yılına kadar geçen dönem Türk Memlûkleri (Bahri Memlûkler), ikincisi de 1382 yılından 1517 yılına kadar ki geçen dönem de Çerkez Memlûkleri olarak adlandırılır.

Türk Memlûk Devleti'nin Güçlenmesi:

Aybey, Mısır'daki yerini sağlamlaştırdıktan sonra Suriye ve Filistin civarında kurulmuş olan Eyyubîler ve Haçlılarla savaşmıştır. Ülke içinde huzuru sağlayan Aybey, Memlûk komutanlarından Aktay'ın giderek artan gücünden çekinerek onu öldürtmüştür (1254).

Aybey'in ölümü sonrasında tahta 15 yaşındaki oğlu Ali geçti. Ali'nin küçük yaşta olmasından dolayı devleti, naibi olan Kıpçak Türkü Kutuz ile birlikte yönetmiştir. Bu sırada Memlûkler için en büyük tehlike Moğollardı. Çünkü İlhanlı Moğollarından Hülâgü Han, Abbasi halifeliğine son vererek Suriye şehirlerini işgale başlamıştı (1258). Yaklaşan Moğol tehlikesini bahane eden emirler, Ali'yi tahtan indirip yerine saltanat naibi olan Kutuz'u hükümdar ilan etmişlerdir (1259).

Kutuz, Filistin'e giren İlhanlıları durdurmak amacıyla ordusunu toplayarak harekete geçti. Moğol ve Memlûk orduları Ayn-Calud denilen yerde karşılaştılar (1260). Yapılan savaşın sonunda Moğollar yenilmiş ve geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Böylece Sultan Kutuz, Suriye ve Mısır'ı Moğol istilâsından kurtarmış, ayrıca Moğolların Mısır'ı ele geçirerek Haçlılarla işbirliği yapmalarını önlemiştir.

Ayn-Calud zaferinin kazanılmasında önemli rol oynayan komutanlardan birisi de Baybars idi. Kutuz, bu savaş sırasında yapacağı yardımlarına karşılık Baybars'a Halep valiliğini vaat etmişti. Fakat savaş sonrası vaadini yerine getirmeyince Baybars, Sultan Kutuz'la siyasi mücadeleye girmiştir. Sonunda mücadeleyi kazanan Baybars Memlûk tahtına oturmuştur (1260).

Baybars tahta çıktığında Memlûk Devleti zor durumda idi. Çünkü Moğol tehlikesi henüz atlatılamamıştı. Suriye ve Filistin'deki Haçlı kalıntıları da Moğollarla işbirliği içinde idi. Ayrıca küçük Eyyubî devletleri de Memlûklere karşı idiler. Baybars, ilk iş olarak Moğolların Bağdat baskınından kaçarak Mısır'a sığınmış olan Abbasi halifesi el-Mustansır'ı Kahire'de Halife ilan etti. Böylece Baybars, halifeyi Mısır'a getirmekle hem onun dinî nüfuzundan yararlanmak, hem de hükümdarlığını meşrulaştırmak istemiştir. Hükümdarlığının Abbasi Halifesi tarafından onaylanması, Baybars'a İslam dünyasında ün kazandırmıştır. Tahttaki yerini sağlamlaştıran Baybars, Güney Anadolu ve Suriye'ye yönelerek buralardaki Haçlı varlığına son vermiştir. Bu sırada Anadolu Selçukluları tamamen İlhanlı Moğollarının hâkimiyeti altına girmişti. Anadolu beyleri, Moğollara karşı Memlûklerden yardım istemişlerdi. Bunun üzerine ordusuyla Anadolu'ya geçen Baybars, 1277 yılında Elbistan'da Moğolları yenerek Kayseri'ye kadar ilerlemiş ve adına hutbe okutturmuştur. Ancak kendisinden yardım isteyen Türk beylerinden gerekli yardım ve ilgiyi göremeyen Baybars, Mısır'a geri dönmüştür. Sultan Baybars aynı yıl içinde de ölmüştür (1277).

Sultan Baybars iyi bir yönetici ve komutandı. Moğolların Mısır ve Suriye'yi ele geçirmelerini engelleyen Baybars, Yakın Doğu'da yüzyıllarca süren Haçlı işgalini de sonlandırmış, ayrıca 1268 yılında da Antakya'yı Haçlı işgalinden kurtarmıştır.

Baybars'ın ölümünden sonra oğulları Memlûk sultanı olmuşlarsa da bu dönem kısa sürmüştür. Tahtı ele geçiren Kalavun, Memlûk sultanı olmuştur (1279). Sultan Kalavun'da Haçlılarla mücadeleye devam etmiş ve Haçlılarla birleşen Moğolları Humus yakınlarında yenilgiye uğratmıştır (1282). Ayrıca Trablus'ta bulunan Haçlı Kontluğu'nu ortadan kaldıran Kalavun, Kudüs Haçlı Krallığı'nın merkezi olan Akka Kalesi'ni de kuşatmıştır. Ancak bu kuşatma sırasında ölmüştür (1290). Kalavun'dan sonra Memlûk tahtına oğlu Melik-ül Eşref Halil geçmiştir. Onun zamanında Akka Kalesi alınarak, bütün Suriye sahili Haçlılardan temizlenmiştir (1291).

Memlûk ordusu içindeki emirler ancak kendi yetenekleri ve ordunun desteğiyle sultan olabiliyorlardı. Bunun için Türk Memlûk Devleti'nde Kalavun'a kadar hanedanlık kurulamamıştır. Daha sonraki yıllarda Kalavun'un soyundan gelenler, Ermenilerle mücadele ederek Kilikya'daki Küçük Ermeni Krallığı'na son vermişlerdir. Fakat devlet içindeki taht kavgaları ülkenin zayıflamasına neden olmuştur. Bu fırsattan yararlanmak isteyen Kıbrıs hâkimi I. Peter donanmasıyla İskenderiye'ye gelerek bu kenti yağmalamıştır (1365). Sultan Kalavun, Türk Memlûklerinin baskısından korunmak için Kafkasya'dan ve Güney Rusya'dan Çerkez çocuk ve delikanlıları satın alarak, onlardan oluşan Kahire'de bir hassa ordusu kurdurmuştur. Eyyubî ordusundaki Türk memlûkleri kendilerini yetiştiren Eyyubî Devleti'ni nasıl yıkmışlarsa, Türk memlûklerinin yetiştirdiği Çerkez memlûkleri de Türk memlûklerinin egemenliğine son vermişlerdir. Sonunda Berkuk adlı bir Çerkez, Türk Memlûk Devleti'nin hâkimiyetine son vermiştir (1382).

Türk Memlûklerine son veren Berkuk, Suriye'de isyan eden valilerin ayaklanmalarını bastırmaya çalışırken, Malatya ve Halep valilerinin kendisine karşı birleşmeleri üzerine mücadeleyi kaybetmiş ve Kahire'den kaçmıştır. Daha sonra bu valilerin kendi aralarındaki mücadelelerinden yararlanarak ikinci kez Memlûk tahtını ele geçirmiştir. Bu sırada İlhanlı Devleti yıkılarak Moğol tehlikesi sona ermişti. Fakat bu seferde Timur tehlikesi ortaya çıkmıştı. Berkuk, Timur ile iyi ilişkiler kurmaya özen göstermiştir. Timur'un Ankara Savaşı'nda Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid'i yenmesi, Memlûkleri Osmanlı tehdidinden kurtarmıştır. Bir süre sonra da Timur'un ülkesine dönüp 1405'de ölmesiyle Memlûkler, bu sefer de Timur tehlikesinden kurtulmuşlardır.

Memlûk Devleti'nin Yıkılması Sınırları Fırat Nehri'nden Bingazi'ye, Toros dağlarından da Yemen'e kadar uzanan Memlûkler, Osmanlı Devleti ile de savaşmışlardır. Ankara Savaşı'ndan (1402) sonra kısa bir sürede kendilerini toparlayan Osmanlılar, II. Mehmet'in de İstanbul'u fethetmesiyle (1453), Memlûklere rakip bir güç haline gelmişti. Memlûklerin himayesinde olan Dulkadıroğulları Beyliği, Memlûklerle Osmanlılar arasında tampon bir devlet durumunda idi. Fatih'in hac yolu üzerindeki su bentlerini ve kuyularını tamir ettirme teklifi, Memlûk Sultanı Kayıtbay tarafından iç işlerine müdahale olarak algılamış ve reddedilmişti. Böylece Memlûk-Osmanlı ilişkileri ilk defa Fatih Sultan Mehmet döneminde bozulmuş oldu.

Memlûkler, II. Bayezid'in kardeşi Cem Sultan ile yaptığı taht kavgasında Cem Sultanı desteklemişlerdi. Ayrıca Dulkadıroğulları Beyliği üzerinde iki tarafında söz sahibi olmak istemeleri, gerginleşen ilişkileri savaşa dönüştürmüştür. II. Bayezid döneminde altı yıl süren Osmanlı-Memlûk savaşları yapılmıştır (1485). Bu savaşlarda Osmanlılar, Tarsus ve Adana'yı almışlarsa da, Dulkadıroğullarının Memlûklerin yanında yer almaları, Osmanlı kuvvetlerinin yenilmesine neden olmuştur. Bu savaşların sonucunda her iki tarafta birbirlerine karşı bir üstünlük sağlayamamışlar ve Tunus hükümdarının arabuluculuğu sayesinde barış yapılmıştır (1491).

Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Zaferi (1514) dönüşü Dulkadıroğulları Beyliğine son vermesi (1515) ilişkilerin yeniden bozulmasına neden olmuştur. Mısır seferine çıkan Yavuz Sultan Selim, Halep civarında Mercidabık denilen yerde, Memlûk Sultanı Kansu Gavri (Gurî)'nin ordusu ile yaptığı savaşı kazanarak onu yenmiştir (1516). Bu savaş sırasında Kansu Gavri ölmüş, Halep ve Şam da ele geçirilerek Suriye Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Ordusunu yeniden düzenleyen Yavuz Sultan Selim ertesi yıl tekrar Mısır seferine çıkmıştır. Bu sırada Memlûk tahtında Tumanbay (Tomanbay) bulunuyordu. Kahire'nin doğusunda Ridaniye'de yapılan savaşı yine Osmanlılar kazanmıştır (1517). Böylece Devlet-üt-Türkiye de denilen Memlûk Devleti yıkılmıştır. Yapılan bu savaşın sonucunda Mısır toprakları Osmanlıların eline geçmiştir.

Son Güncelleme (Pazar, 29 Kasım 2015 16:03)

 
Üye Girişi
Lütfen Üye Olunuz...



Loading
Türkiye`nin İnanç Merkezleri
Google Dil Çeviri Robotu
Türk ve Dünya Tarihi
Google Grupları
Türk ve Dünya Tarihi grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Site İçi Arama Motoru
Ana Sayfa Türk İslam Devletleri Mısır'da Kurulan Türk Devletleri

 

Kaplıca Şifalı Su Çamur Su Water Meslek Dersleri